MİLSEN ve AKİF İNAN RUHU! - Tamgun.netTamgun.net

28 Kasım 2021 - 18:22

MİLSEN ve AKİF İNAN RUHU!

MİLSEN ve AKİF İNAN RUHU!
Son Güncelleme :

10 Ekim 2021 - 12:48

290 views

Bir vesile ile geçtiğimiz günlerde birkaç gün Ankara’daydım.

Kıramayacağım bazı dostlarımın ricası ile hem bazı arkadaşlarla bir araya gelmek, görüşmeler yapmak hem de bir süredir faaliyetlerini, söylemlerini ve toplumsal konularda gösterdiği reflekslerini takip ettiğim MİLSEN’in genel kurulunu takip etmek maksadıyla gittim Ankara’ya.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki zor zamanların ortaya çıkardığı toplumsal hareketler derin köklerle tarihe bağlanırlar. Çünkü zor zamanlarda bir araya gelip millet için taşın altına ellerini koyanlar arasında menfaat, makam, şahsi ikbal gibi kavramlar asla yer edinemezler.

Zor zamanlarda bir araya gelen insanların birlikteliğinden doğan toplumsal hareketlerin bir diğer özelliği de fertlerin birbirlerine bir dava şuuruyla bağlı olmaları ve yaptıkları her işte Allah’ın rızasını gözetmeleridir. Bu zor zaman kimseleri mevcut yapılanmaların ortaya koydukları vizyonsuzluklara, çürümüşlüklere bir anlamda reddiyede bulunurlar ve kendi içlerinde hakkı ve hakikati savunan bir avuç insanla yola çıkarak kemiyetin değil keyfiyetin önemli olduğunu gerek söylemleriyle gerekse eylemleriyle cümle aleme ispat ederler.

Bu tarihte hep böyle olmuştur, haklı davaların bir ruhu ve hakikat adına her durumda ve her ortamda kendini belli eden bir refleksi her zaman var olmuştur. Çünkü zor zamanlarda ortaya konacak bir karşı duruşun, dile getirilecek bir karşı söylemin mutlaka bir bedeli olacaktır. Zaten bu hareketlerin özünde bir dava niteliği taşımalarının sebebi de bu bedeli ödemeyi göze alabilenler tarafından kurulmuş olmalarıdır.

Diyeceksiniz ki bu gün iktidarda AK Parti var, iktidar partisinin tüm nimetlerinden istifade eden muhafazakâr görünen bir sendika zaten var. Peki, bu gün hangi zor zaman yaşanmaktadır ki mevcut sendikaya alternatif bir sendika kurulması gerekli görüldü?

İşte benim de merak ettiğim konu zaten buydu. Her ne kadar kendi fikir dünyamda mevcut sendikayla ilgili eleştirel yaklaşımlarım olsa da yeni bir sendikanın kurulmasını elzem kılan asıl sebeplerin neler olabileceğini ilk ağızdan duymak istiyordum. 

Dostların programına ayak uydurup sendika binasına geldiğimizde ben de oluşan ilk düşünce şu oldu: Evet, “Bir apartmanın bilmem kaçıncı katında şu kadar kişiyle kurulan falan sendika” diye başlayan cümlelerin içinde buldum bir anda kendimi ve bu ruhu ben Akif İnan başta olmak üzere bir davaya ömrünü adamış kimselerin hayat hikayelerinde her zaman hissetmişimdir.

Sendika genel merkezinin bulunduğu sokakta yürümeye başladığımızda zor zamanlarda taşın altına elini koyan kimselerin hayat hikayelerine sinmiş o dava şuurunu bir kez daha en derin haliyle hissettiğimi ifade etmek isterim.

Sendika binasına girip genel merkezin bulunduğu kata çıkıp içeri girdiğimizde yarı şaşkınlık içerisinde dostların işaret ettikleri koltuğa oturup etrafı ve içeride olup bitenleri seyretmeye başladım. Şaşkındım zira içerideki kalabalığın neredeyse her ferdinin yüzünde uzun zamandır sivil toplum toplantılarında görmediğim bir heyecan dalgasını müşahede ettim.

Birçoğunu sosyal medyadan en azından sima olarak tanıdığım kimselerin birbirlerine gösterdikleri ilgi, alaka, samimiyet ve heyecanla dolu yaklaşımlarını gördükçe içten içe “Evet, kitaplarda okuduğumuz Akif İnan ruhu artık MİLSEN adıyla yeniden diriliyor” demekten kendimi alamadım.

Genel kurul oy kullanma işlemi başlayıncaya kadar geçen süre içerisinde diyebilirim ki neredeyse başkanlık makamında bulunanların tamamıyla göz teması kurduğumu düşünüyorum. Genel Başkan Mücahit Çelik’in adını çok önceleri de duyar, kendilerini gıyaben bilirdim. İlk kez yüz yüze burada tanışma fırsatımız oldu.

Başkanlık makamında bulunduğum süre içerisinde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de gerek sosyal konularda kamuoyuna yaptığı açıklamalar gerekse kendi kurumuna dışarıdan gelen yersiz ve hadsiz ithamlara gösterdiği tepkilerle hemen herkes tarafından takdir edildiğini düşündüğüm MİL-DİYANET SEN Genel Başkanı Sayın Celaleddin Gül’ün yüzünde gözlemlediğim heyecan ve kararlılıktı.

Diğer yandan SAĞLIK MİL-SEN Genel Başkanı Sayın Mustafa Taç’ın genel merkez binasında bile telefonla üye çalışmaları yürütmesi, kendi ekibiyle sürekli istişarelerde bulunarak izleyecekleri yol haritasına dair ipuçlarını paylaşması ve bire birde kimlerle diyaloglar kurulacağına varıncaya kadar ekibini bilgilendirmeye gayret etmesi bizzat şahit olduğum dikkat çekici detaylar arasındaydı.

Konuşmaları ve yaklaşımlarıyla SAĞLIK MİL-SEN ailesinin adeta ağabeyliğini üstlenen ve herkes tarafından sözü saygıyla dinlenen SAĞLIK MİL-SEN Genel Başkan Yardımcısı Sayın Fevzi Yıldırım’ın sohbetinden de ayrı bir keyif aldığımı söylemek isterim. Ayaküstü sohbetimizde Sayın Fevzi Yıldırım’ın o Anadolu insanına has şahsiyetini ve karakterini ortaya koyarcasına söylediği “Siyasetin inişli çıkışlı zamanları olabilir ama ben her durumda devletimin yanında olmayı bir vatan borcu olarak görüyorum” sözünü hiçbir zaman unutmayacağımdan eminim.

Yazımın bu kısmında birkaç paragraf yukarıya atıfta bulunmak isterim. Yukarıda “Muhafazakâr bir iktidarın gölgesinde muhafazakâr kesime aidiyet belirten bir sendika varlığını sürdürürken yeni bir sendikanın neden kurulma ihtiyacı hissedildiğini bizzat ilk ağızdan duymak istedim” demiştim. MİL-SEN Genel Başkanı Sayın Mücahit Çelik bir konuya istinaden konuşurken aslında benim kendilerine sormak istediğim sorulara da bir anlamda cevap vermiş oldu. Mücahit Çelik genel kurulun ardından başkanlık makamındaki sohbet ortamında özetle dikkat çekici şu ifadeleri kullandı:

“Hepimiz rahatımıza bakmasını bilirdik. Hepimiz kendi rahatımızdan taviz vermeden hayatlarımızı sürdürmeyi bilirdik ancak bizim geçmişe, geleceğe ve bu güne karşı sorumluluklarımız var. Biz bir davaya inanmış, yani hak ve hakikatin her yerde ve her ortamda egemen kılınması gerekliliğine inanmış kimseler olarak yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara göz yumarak ömrümüzü sürdüremeyiz. Biz siyaseti de, sendikacılığı da Allah rızası ve millet faydası gözeterek yapmak isteyen kimseleriz. Bizim bu hayatta durduğumuz bir çizgi, sergilediğimiz bir duruş olmayacaksa bizden öncekilerin verdikleri mücadelelerin ve ödedikleri bedellerin sorumluluğunu öbür dünyaya nasıl taşıyacağız? Biz diyoruz ki aylık geliri 40 milyon TL’nin üzerinde olan bir sendika bu gün üniversite kayıtlarında ortaya çıkan yurt sorunu için tek bir çözüm üretememişse bu yapı içerisinde bir davadan, bir dava şuurundan söz edemeyiz diyoruz. Biz diyoruz ki sendikalar üyelerinin menfaatleri, hakkın ve hakikatin savunuculuğu için vardırlar birilerinin ikbali ve bazı kimselerin sahip oldukları statülerini korumak için değil diyoruz. Yalan beyanlarla, üyelerine yanlış bilgiler vererek, başkalarının yaptığı çalışmaların sonuçlarından rol kaparak sendikacılık yapılmaz diyoruz. Elde edilen kazanımların üyelerinin ve bu milletin evlatlarının geleceği için kullanılmadığı bir sendikacılık anlayışını reddediyoruz diyoruz. Biz hak ve hakikat mücadelesinin her türlü beklentinin üzerinde olması gerektiğine inanıyoruz. Biz kendimize zarar geleceğini bilsek dahi doğruları söylemekten, hakkı savunmaktan imtina edemeyiz diyoruz.”

Genel Başkan Mücahit Çelik’in yaptığı konuşmanın aklımda kalan kısımlarını kendi cümlelerimle ifade etmeye çalıştım.

Genel kurul süresince ve sonrasında edindiğim izlenimler ve yapılan konuşmalara bakarak diyebilirim ki Akif İnan’ın ortaya koyduğu sendika vizyonu, hak ve hakikatin dile getirilmesini her türlü şahsi beklentinin üzerinde tuttuğu anlayış, yani kısacası AKİF İNAN’IN RUHU bu gün MİL-SEN ile yeniden dirilmektedir.